Hayat Güzeldir – Mustafa Kutlu (2011)


“Hayat Güzeldir” hayata mutluluğun penceresinden bakmaktır. Kutlu kitabında hiç olmadığı kadar yüksek perdeden mutluluk temasını işlemektedir. Öykünün sonunda içiniz burulmaz, üzülmezsiniz. Aksine ard arda sevinç, yaşam, coşku, inanç bulursunuz. Okudukça kimi zaman çocuklaşırsınız, kimi zaman yaşlanırsınız, kimi zaman delikanlılık-genç kızlık çağlarımızın heyecanlarıyla heyecanlanır, kimi zaman bir kuşun uçmayı öğrenmesinde hayatı bulur, kimi zaman da bir çiçeğin faydasında masalı yaşarsınız. Hiç bir öyküde en ufak bir kötülük yoktur. Varmış gibi olanın da üzerinde durulmaz. Öykülerin bir kısmında kahramanlar doğrudan İslami yaşantıya ve düşünceye yakın dururlar. Yardımlaşmanın da insana verdiği mutluluk bir kaç kez işlenmiştir. Bu tema kimi yerde dini bir bağlılığın kimi yerde ise vicdanlı bir dostluğun sonucu olarak karşımıza çıkar. Mustafa Kutlu’nun kullandığı dil konusunda bir söz söyleyebilecek deliğim. Taze yapılmış tereyağını ekmeğe sürer gibi akıp gider. Cana yakındır, doğuludur, kısa cümleler kullanır, hareket vardır. Hep kendisi konuşur. Doğunun masalına yatkındır yine. Uzun Hikaye’den bu yana oturmuş olan dili üzerinden devam etmektedir Kutlu. Bu bağlamda İhsan Oktay Anar’ın romanlarında her ne kadar başka ve farklı bir dil kullansa da doğu anlatım geleneğine çalan ortaklığı gözden kaçmamalıdır. Belki de iki yazarında başarılarında bu tekniğin yeri detaylı sorgulanmalıdır. Özetle Kutlu yine ne yaptığınızı anlamadan bitireceğiniz ve hayat güzeldir dedirten bir kitap bırakmıştır gerisinde.

Aşağıda 21 bölüm hakkında notlar ve kısa alıntılar bulacaksınız. Eseri tanımanıza yardımcı olacağı ümidiyle.

SEVİNÇ/ Güvercinlere kendi öğünleri olan simitleri yediren taşradan gelmiş iki simitçi çocuğun sevinçlerini bu paylaşma işinde bulmaları anlatılmaktadır. NÖBETÇİ AŞIK/ Bir gece vakti nöbet kulubesinde beklerden nişanlısının  fotoğrafına bakmasıyla hayatı kurtulan askeri anlatmaktadır. İlahi bir gerilim ile kendisine saldıran teröristleri öldürmüştür. Nişanlısının, rüzgarın, çiçeğin ve otların yani bir bilinmezin olağan dışı etkisiyle kahramanca çarpışmıştır. Nöbetçi er hep gülümsemektedir. Mutluluğu kendisine destek olan nişanlısının hasretinde ve gizemli yardımların sahibinde bulmuştur. ÇİÇEK TEFSİRİ/ Büyük sıkıntılarla hastaneye gitmiş bir adamın ciddi bir rahatsızlığı olmadığını öğrenip çıktığında hayatın güzelliklerinin farkına varmasını anlatmaktadır. Aynı gün içinde hastaneye girerken görmediği laleleri çıkarken fark etmiş  ve olağanüstü etkilemiştir. Kendine dert olan dükkanı boşaltmaya kara vermiştir.  PROFESYONEL/ İçinde yalnız iyilik bulunan bir ihtiyar mutluluğu çocukların mutluluğunda buluyor. SIRILSIKLAM/ Küçük sevinçlerin ilk aşkın ve bozulmamışlığın hikayesidir. KARGA/ Bir karga yavrusunun uçmayı öğrenme macerasını, bu gelişimin kargaların hep bir elden yaptığı çalışmayla nasıl gerçekleştiğini anlatıyor. PARANIN YÜKÜ/ Zengin bir ihtiyar ölmeden önce tüm parasının dürüstlük ve adaletle fakirlere dağıtılması işini gizlice kahyası Adil Efendi‘ye vasiyet ediyor. Hakkın rahmetine kavuşan ihtiyar mutluluğu bu yükü emin şekilde sırtından atmakla buluyor. HAYAT GÜZELDİR/ Ölümden dönmüş bir adam şunları diyor: “Yarabbi hayat ne kadar güzel. Ama bizim gözümüz kör, kulağımız sağır. Ancak dara düştüğümüzde, paçamız sıkıştığında görüyoruz bu güzellikleri. Bu ne kadar nimet! Bunların hangi birine şükretmeli? Etrafımda olanlara mı, hayatta kaldığıma mı?”. Bu kazanın kalp gözünü açtığını söylüyor ve Hz. Peygamber’in ahlakı ile davranmaya niyet ediyor. “Ölümden dönmüş bir adam olarak kahvesinden höpürtülü bir yudum” alıyor ve “Oh, be!..” diyor. KÖTÜ BÜLBÜL/ Sarhoş bülbülün sonunda gülden aldığı intikamı anlatır. ÇİĞDEM ÇİÇEĞİ/ Masalsı bir hava içinde çiğdem çiçeği şifa vererek iyiliğin ve güzelliğin simgesi olarak ortaya çıkıyor. ŞAFAK PEMBESİ/ Hayatta çok çekmiş, dinine bağlı ancak bir süredir sıkıntı içinde olan yaşlı bir kadının Hızır tarafından ziyareti ve sıkıntısından kurtaracak haberi almasını anlatır. CANEY/ Helvacı çocuk öyküsünde Kutlu sosyopolitik bir değerlendirme yapar “Sanki hükümet bir çırpıda iç ve dış borçlarımız temizledi. Sanki terör sona erdi, cari açık kapandı. Evet, insanlarımız bu kadarcık olsun sevinmek, gülmek  istiyorlar. Bir iyilik edip kalplerinde çırpınan kuş sakinleştirmek istiyorlar. İnsanlarımız kanaat denilen şeyi biliyor, her vesile ile hatırlamak istiyor. Her an iyilik ve adalet için fedakarlığa hazır. Ama karşılarında şu küçük adam kadar olsun içten ve dürüst makamlar, insanlar, sözler olsun istiyor.” HER KUŞUN BİR DALI VAR/ Kimsesiz ve ayakkabıcı kalfası olan Sırrı suçsuz yere hapis yatar. Ustası hapisten çıkan Sırrı’ya dükkanını verir, kızını vermeye de niyet etmektedir çünkü Sırrı iyi bir insandır. YARA/ Çocuk yaşta babasını kaybeden bir adamın babasını anmaktadır. RÜZGARIN OĞLU/ Sivası’ın bir köyünden İstanbul’a göçen bir ailenin, özelinde rüzgarın oğlu Süleyman’nın hikayesidir. Koşmakta yetenekli Süleyman’nın ailesine destek olmak için simit satmaktadır. Gazetede bir yarış olduğunu görür ve bu yarışa katılmaya karar verir. SEBEBİMSİN/ Büyük şehre üniversite okumaya gelen İbrahim’in hikayesidir. İbrahim sağlam bir insan ve dürüst bir delikanlıdır. Bir vesile ile tanıştığı Ayşe’ye burs bulur. Ayşe’nin anasını bir işe yerleştirir. Ayşe’nin anası İbrahim’e duacıdır. “Ulan İbrahim, Allah’ın köylüsü, sen bu kadar işi nasıl becerdin?” DÖNE DÖNE/ Hacı abi gençliğinde hovarda hacca gidip mürşid bulunca yardıma muhtaç bir aile için vakıf gibi çalışır. Hacı bu yardımların kendisine nasip olmasına şükretmektedir. KARPUZ/ Karpuzculuktan para kazanmanın hayaliyle mutlu olan iki garib çocuğun hikayesidir. Hikaye içinde ilginç bir sanatçı değerlendirmesi de vardır:  “Bazıları sanatla zenaatı birbirinden ayırır. Beyhude bir ayrım. Daha doğrusu sanatçının kendini ötekilerin üstünde tutmak için seçtiği ve gariptir destek bulduğu bir şey. Batı’dan bize gelmiş. Bizde “dahi” yoktur. Herkes işini yapar. İşini iyi yapmak ahlak gereğidir. Zenaat erbabının yaptığı bir sandalye bir mezar taşı ile ressamın tablosu arasında ne fark var? Efendim ressam tablosuna kendini katıyormuş, yenilik yapıyormuş vesaire. Öteki de yapıyor. Sanatçının yüce, erişilmez bir mevkiye çıkarılması pagan döneminden kalmadır. İlla bir ayrım yapılması gerekiyorsa onu Cenab-ı Hak kitabında bildirmiş.”, “Ulu olan ancak takva sahibi olandır. İster vezir, ister şair, isterse çömlekçi olsun. Dahilik abartıdır. Tevazu asıldır.” ROMAN HAVASI/ “Kusturica filimlerini aratmayacak görüntüler, sesler, anılar” içeren bir hikayedir. Bir kadın; yalnız, bakımsız, aç. Çocuklarına hasret. Uğraşmış, çırpınmış, kocası geri dönmemiş. Üstelik epey zamandan beri çocuklarını da göstermiyormuş. Kadın, çaresizlikten intihara kalkışır. Çocukları getirilir. Birden gam gider, neşe yeniden can bulur. SON İKİ YAZ/ Kırk yıldır bakkal işleten Osman Efendi, yemyeşil bir köyde yaşamanın hayalini kurar, bu hayali de bir arkadaşı vesilesiyle gerçekleşir. Mutlu bir şekilde o köyde caminin kerevetine dayalı sırtı akan suyu izlerken ruhunu teslim eder.  ALLAH BES!/ Aslan Yaşar’ın ve öğrencilik yıllarında ufak bir yardım ettiği arkadaşı Aykut’un, insanlığın bitmediğinin hikayesidir. İşsiz ve perişan sokaklarda dolaşan Yaşar’ın evine götüreceği ekmeği yoktur. Karısı çocuğuyla birlikte evden ayrılır ve anasının evine gider. Yolda Yaşar’la karşılaşan Aykut, Yaşar’ın halini anlar. Yaşar’ın marketleri vardır. Üç araba dolusu malzemeyi Yaşar’ın evine gönderir. Yaşar karısını ve çocuğunu alıp tekrar eve getirir. Aykut Yaşar’a bir de güvenlik işi ayarlar.

About these ads

Leave a Reply

Fill in your details below or click an icon to log in:

WordPress.com Logo

You are commenting using your WordPress.com account. Log Out / Change )

Twitter picture

You are commenting using your Twitter account. Log Out / Change )

Facebook photo

You are commenting using your Facebook account. Log Out / Change )

Google+ photo

You are commenting using your Google+ account. Log Out / Change )

Connecting to %s